5 Eylül 2012 Çarşamba

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Peynir Tasarımdan Daha Değerlidir...


Geçenlerde Ostim Sanayi Bölgesinde gıda üzerine toptancılık yapan bir arkadaşımın yerine gittim. Bülent... İlkokuldan arkadaşız, mahalleden arkadaşız kısacası eski arkadaşız. O ticaret okudu, ben de sanat. Her neyse uzun zaman olmuş. Epeyce sohpet ettik, şakalaştık, birbirimizle dalga geçtik, siyaset, ülke gerçekleri, işten, güçten söz ettik. Duyunca grafik tasarımcı olduğumu "neler yapabiliz dostum benim bu mağaza için" dedi. Ben de doğal olarak öncelikle kurumsal kimliğin öneminden söz ettim. Görsel kimliğin ne olduğunu anlattım. İlk işe başlarken ablasının bulduğu fikirden hareketle, eniştesinin süslediği ve kardeşinin çizimini yaptığı ve matbaanın çırağının Corel'de sonuçlandırdığı şu anki logosunun bir felaket olduğunu söyledim. Logo hakkıdaki düşüncelerim -belli etmemeye çalıştıysa da- hiç hoşuna gitmedi. Bu logodan 2 afiş, bir basın reklamı ayrıca bir de yıllık faliyet raporu çıkarabileceği üzerine de bir geyik yaptıktan sonra yeni bir logo ile işe başlayacağımızı sonra tüm antetli grubunu değiştireceğimizi ardından tabela ve araç üstü grafiklerini yenileyeceğimizi anlattım. Sürece bayıldı. Ayrıca yerel bir TV kanalında göstermek için reklam istedi. İstediğinin reklam değil tanıtım filmi olduğunu anlattım. İkna olmadı ama olmuş gibi yaptı. Çok heyecanlandık işi ilerlettik... En son dükkanın ön tarafına bir şovrum (perakende satış bölümü) bile yapacaktık, kurumsal renkler içinde, gelen müşteriler peynir, zeytin, allah ne verdiyse tadacaklar falan filan... En son maliyeti hesaplıyoruz, matbaayı aradım Uğur Ağbiyi, afişler, dön kartlar, bilbordlar, sitikırlar, antetliler... Murat'ı aradım çekim, seslendirme, müzik, stüdyo falan... Hakan'ı aradım tadilat, dekorasyon... Yarım saat kırkbeş dakika sonra üç aşağı beş yukarı fiyalar geldi. Ben içimden diyorum "iptal olur bu iş", Bülent düşünmedi bile "eyvallah abi" dedi... "olur bu iş".

Plağın çizildi an :) "Dostum, tüm bunların tasarımı için ben de şu kadar alırım" dedim. Bülent'ten gelen yanıt şu; "Yuh artık benden para mı alacaksın bunlar için"... ... ... Hiç ses etmedim. "Eyvallah" dedim dışımdan, "doğru ya çocukluk arkadaşıyız, küçük bir hediyem olsun" dedim içimden.

Her neyse kakara kikiri derken "dur sana mağazayı gezdireyim" dedi. Geçtik camekan kapıdan, girdik mağazaya. Teneke teneke peynirler, tekerlek kaşarlar Kars, Erzincan falan, zeytin, helva, kuru bakliyat ne ararsan, sucuk, salam, pastırma enfes, bal, reçel, organik ürünler... Ama yok yok. "Hakikaten" dedim "dotum süper..." Hemen ben de tatdığım herşeyin tadı damağımdayken başladım ürünlerden seçmeye. Küçük bir teker Kars kaşarı, küçük bir teneke Edirne peyniri, bir çerçeve Erzurum balı, bir sele Gemlik zeytini, bir kilo Tonya tereyağı, Trakya ayçiçek yağı, birkaç kangal Afyon sucuğu, biraz Kayseri pastıması, pirinç, makarna daha birkaç başka şey daha... "Hazırlayın oğlum hocanın şiparişlerini" dedi, geçtik yazıhaneye tekrar.

Neyse ben hazırlanıyorum, artık kalkacağım, gözlüğüm, anahtarlar, telefon toparlandım. "Dostum bana müsade" derken baktım parmaklar hesap makinesinde hızla çalışıyor, "dur iki dakika" dedi. Ayakta kaldım ama hemen bitirdi hesabını, bir koçan aldı masanın ön tarafından, sayfalar arasında karbonun yerini değiştirdi ve hızla yazdı. Ayağa kalktı elime tutuşturdu. "Gökhan'ım acelesi yok ne zaman uygun olursan o zaman ödersin" dedi. Baktım ki az önce aldıklarımı fatura etmiş. Bastım kahkahayı, arkasından "yuh be kardeşim bunlar için benden para mı alacaksın" dedim. "Valla geliş fiyatına verdim 5 kuruş kârım yok" dedi! Bastım tekrar kahkahayı... "Az önce ben de tasarım için aklıma geliş fiyatına vermiştim sana o fiyatı. Ne oldu şimdi senin peynir kadar değeri yok mu beni fikirlerimin" dedim, ödedim ve çıktım. Bir daha ne aradı ne de sordu beni.

Tabii ki şaka yapıyorum. Anlattıklarım sadece kurmaca.

Fakat üzgünüm ki biraz gerçeklik payı var... Eğer biz tasarımla hayatını kazananlar peynirin geliş fiyatını biliyorsak, tasarımın da bir akla geliş fiyatı olduğunu unutmamalıyız. Herkese o değerli fikrimizi öyle kolay kolay hediye etmemeliyiz. En azından "Aklımıza Geliş Fiyatına" vermeliyiz. Karşımızdaki en yakın arkadaşımız bile olsa...

Gökhan Okur, Lefkoşa, 2012.

13 Mayıs 2012 Pazar

Bilinmesi Gereken 5 Önemli Tipografik "KESİNLİKLE YAP" ve "SAKIN YAPMA"

Orjinal Metin:  5 More Typography Do’s and Don’ts Everyone Should Know 
by JOSHUA JOHNSON

Sakın: Yazıyı yoğun bir zemin üzerine kullanmayın...
Fotoğrafla yazıyı bir araya getirmek kolay değildir. Özellikle aşağıdaki gibi bir fotoğrafla çalışırken iş oldukça zordur.

Örnekte pekçoklarının yaptığı gibi, yazının okunabilmesi için kalın bir yazı karakteri seçilerek, beyaz dolgu rengi kullanılmış ayrıca koyu bir gölge ve dış çizgi eklanmiştir. Tüm bunlata karşın yazı halen okunmamaktadır.

Bu noktada en kolay çözüm fotoğraftan vazgeçmek, farklı bir fotoğraf arayışına girmek veya elde edilen bu hali ile yetinmek olabilir. Bu seçeneklerden hiçbiri bir tasarımcı için kesinlikle kabul edilemez olmalıdır.

Deneyimli bir tasarımcı bu sorunu basit ve şık bir buluşla kolayca çözümleyebilir.

Kesinlikle: Yazının okunabilmesini sağlayacak bir araçtan yararlanın...
Aşağıda yine aynı fotoğraf kullanılmaktadır. Fotoğrafın bütünlüğü korunmuş, görüntüdeki her öge kolayca algılanmaktadır. Eğer zorunlu olarak böyle bir fotoğraf kullanılacaksa yazının altına fotoğrafın görünürlüğünü azaltacak bir bant eklemek iyi bir yöntemdir denilebilir.

Yukarıda verilen örnek son derece genel, tipik ve sık görülen bir çözüm önerisidir. Burada esas dikkat edilmesi gereken konu şudur; yazı ögesini, zeminden ayıracak, okunmasını sağlayacak bir araç bulmak. Bu bir renk bandı, bir daire ya da başka düz bir fotoğraf olabilir.

Sakın: Benzer fontları bir arada kullanmayın...
Tasarım uyum içinde olmalıdır ancak bazen bu uyumu sağlamak adına aşağıdaki örnekte olduğu gibi çok benzer fontları bir arada kullanmak görsel olarak bir karışıklığa neden olur. 

Tasarım eğitimi almamış bir göz için yukarıdaki kombinasyonlar  çekinmeden etmeden olumlu ve kullanabilir seçeneklerdir. Fakat bunlar bir tasarımcı için hiç de uygun olmayan birleşmelerdir. Her eşleşmede kullanılan fontar birbirlerine oldukça benzemekte ancak uyum içinde değillerdir. Harfler arasında tırnak (serif) ağırlıklarında ve x-yüksekliklerinde çok az fark vardır. Eğer bu kadar benzer fontlar bir arada kullanılacaksa, aynı font kullanılması daha uygundur.

Aynı fontu farklı büyüklüklerde kullanmak kabul edilebilir ama bir birlerine çok benzer fonları bir araya getirmek tasarım açısında hiç uygun değildir.

Kesinlikle: Farklı fontları birlikte kullanın...
Tasarım sırasında yazının iki parçası da benzer görünsün isteniyorsa, aynı font kullanılmalıdır. Eğer amaç yazı gruplarının farklı görünmeleri ise bu durumda bir birlerine göre oldukça farklı ama uyumlu fontlar kullanılmalıdır.

Bu anlamda en kolay şekliyle tırnaklı ve tırnaksız fontlar bir araya getirilebilir. Ancak sadeliği korumak ve belli oranda zıtlık yaratmak ön koşul olmalıdır.

Kuralları değiştirin...
Başlangıç seviyesinde tasarım eğitimi almış biri için kurallara uymak önemli ölçüde yararlıdır. Ancak tasarım alanında unutulmaması gereken başka bir kural da kuralları değiştirmektir. Aşağıdaki eşleme bu duruma bir örnek olabilir.

News Gothic Extra Condensed ve Arial tırnaksız, eşit en fontlardır. Bu durum kurallara uygun görünmüyor olsa da bakıldığında oldukça iyi bir birleşme olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak kuralları uygulamadan önce bir zıtlık yaratmak adına bir buluş yapmak en iyi yöntemdir. Biri büyük diğeri küçük, biri kalın diğeri ince, biri sıkıştırılmış diğeri normal ağırlında kullanımlar gibi tipografik renklilikten yararlanarak eşlemeler yapmak gereklidir. 

Sakın: Çok fazla fontu bir arada kullanmayın...
İkiden fazla fontla çalışırken yapılan yanlışlardan birisi dikkat çekmesi açısından pek çok fontu ayrı işlevlerle farklı yazı alanlarında kullanmaktır. Belki de bu durum font klasörlerinde bulunan çok fazla sayıda yazı tipinden kaynaklanmaktadır.

Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere herşey oldukça karmaşıktır. Farklı yazı gruplarına göre farklı fontlara gereksinim duyulduğunda her fontu tamamen farklı kullanmak uygun bir çözüm değildir.

Kesinlikle: 2-3 font kullanın...
Bazı fontlar bir araya geldiklerinde bir birlerini çok iyi desteklerler. Aşağıdaki örnekte iki font kullanılarak yalın bir ifade elde edilmiştir.

Görüldüğü gibi dört alan da sadece iki font kullanılarak çok kolay okunabilir duruma getirilmiştir. Bu durum hem istenilen çeşitliliği hem de tasarımın gereği olan tutarlılığı sağlamıştır.

Sakın: Klişeleşmiş fontları kullanmayın...
Bazı fontlar aşırı kullanılmaktan dolayı klişe duruma gelmişlerdir. Bazıları klişe olsalar da çok iyi yazılardır. Helvetica buna en güzel örnektir. Ancak bazıları ise karşılaşılmaktan uzak durulan fontlar halini almıştır. Örneğin Comic Sans bazı tasarımcıların uzak durdukları. Aşağıdaki örnekte bir dönem heryerde karşılaşılan Brush Script kullanılmıştır.

Brush Script oldukça ağır olan vurguları ile son derece okunaksız bir yazı karakteridir. 

Kesinlikle: Farklı fontlar arayın...
Eğer internet bağlantısı varsa, pek çok fonta ulaşmak çok kolaydır. Bunlardan bazıları ücretsiz bazıları ise küçük ücretlerle satılmaktadır.


FontSquirrel gibi pekçok font sitesinden el yazısına benzer bir çok font bulmak olasıdır. Kesinlikle varolan yeni fontlar araştırılmalıdır.

Sakın: Tipografi tüm işi yapar sanmayın...
Tasarımda harflerle doğru uğraşmak, onları iyi düzenlemek kısacası tipografiyi iyi yönetmek işin bir parçasını oluşturmaktadır. Tasarımı oluşturan layout, renk, boşluk, zıtlık, leke, denge, ritm gibi diğer bileşenleri de en az tipografi kadar etkin ve uyum içinde kullanmak gerekmektedir. 

Tasarım bir bütünlük içinde ele alınmalıdır. Biri diğerinden ne daha güçlü ne de zayıf olmalıdır.

Kesinlikle: Tipografiyi güçlü tasarımlar yaratmak için kullanın...
Tasarımcılar tipografiyi doğru kullanmak için çok çaba harcamalıdırlar. Ancak yazı ögesinin kullanımı tasarım olgusunun sadece bir parçasıdır. Diğer bütün tasarım kurallarını kavrayıp, bunları tipografi ile deseklemelidirler.. 



Fotoğraf

Görüntüler







Sir Uranus Reader No:2


Annemler Günü...

Annem... anneler günün kutlu olsun... Senden uzak bir günün ne'si kutlu olacaksa o'su kutlu olsun... 7 yıldır senden uzak kutlamak ne kadar kutlamak ise... ... ... gerçi yanındayken ne kadar bildik kıymetini bilemiyorum ama... ... ... güzel annem seni çok çok ama çok seviyorum. yaşamın zorluğunu anladığım, hem de nasıl anladığım bir gündür benim için bu gün; Anneler Günü: Senin varlığına gereksinim duyduğum hergünden biri.

26 Nisan 2012 Perşembe

Ressam-Yazar Özden Selenge Söyleşisi hakkında...

Uzun zamandan bu yana izlenilen en hayranlık uyandırıcı söyleşiydi Özden Selenge'nin bugünkü performansı. Gerçekten çok heyecan vericiydi.

Başta fakülte öğrencileri Mine Korudağ, Işıl Acarel Erses ve Mehmet Sariler tarafından ders projesi olarak hazırlanmış belgesel denemesi izlenildi. Kayıtda sanatçı olmanın gerekleri hakkında konuşuyordu Özden Selenge. Şöyle diyordu; "Sanatçı olmak, sadece mükemmel bir şekilde uğraştığı sanat dalının gereklerini icra etmek demek değildir. Sanatçı insan çevresinde olup bitenlere karşı dokunsal, duyarlı, toplumsal, bireysel barıştan yana ve özellikle kendi ile barışık olmalıdır diyordu. Kısaca öncelikle insan olmalıdır demek istiyordu. Savaş karşıtı olmalı sanatçı insan diyerek ve altını çizerek devam ediyordu kamera karşısında konuşurken.

Daha sonra gerçek kendisi ile sohpete devam edildi. Fakülte hocalarından Sayın Mustafa Hastürk'ün sorularını yanıtlayarak sanatından söz ediyordu. Açıkçası video kaydından çok kendisini dinlemek daha büyük bir zevk oldu. Dikkat çeken, düşünmeye sevkeden sözlerinden biri de şu oldu; "Ben romanlarımı yazdıktan sonra okuyucularım tarafından aranıyorum ve yazdığım şeyleri okuyorlar bana. Ben mi yazmışım bunları diyerek bazen hayrete düşüyorum. Bir eserimi sonlandırdığımda o kadar yabancılaşıyorum ki ona, benim olmaktan çıkıyor artık." Sanatla uğraşmak odukça ilginç bir olgu, kendi beyninden, kalem ya da fırçayla dökülen sözlere yabancılaşmak. Senin olan senin değil artık... başkalarının. Sanat eleştirmeni-yazar Sayın Sıtkı Erinç de bu durumu sanat eserinin özelliklerinden biri olarak anlatmıştır. Bu durum, bir sanat objesinin iletişim aracı olarak değerlendirilmesinin çok büyük bir yanlış olduğunu, iletişimde iletinin tek ve değişmez sanata ise iletinin onunla etkileşim kuran kişilere bağlı olarak  değişkenlik göstediğini çok iyi açıklamaktadır.

Ayrıca söyleşinin sonlarına yaklaşırken, her alanda yutturulmaya çalışılan bir plasebo (yalancı ilaç) olan globalleşme, sanatta evrensel olma çabaları ve birileri tarafından onaylanmaya karşı olduğunu ifade eden Selenge; "Ben Amerika ya da Avrupa tarafından onaylanırsam daha iyi bir sanatçı olmayacağım." diyerek sözlerine son verdi.


Gökhan Okur
26 Nisan 2012, Lefkoşa